|
HASTA OKULU | Hastalıklar |
 |
 |
 |
 |
Ana Sayfa Hasta Okulu Hastalıklar Ruh Sağlığı Obsesif Kompulsif bozukluk |
⇐ |
Obsesif Kompulsif bozukluk
| Hasta Okulu internet yayını |
 |
tarafından desteklenmektedir. |
Hasta Okulu, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nin kamuya yönelik bir sağlık hizmetidir. Bu bölüm, kronik hastalıklarla ilgili genel bilgi sağlamaya yöneliktir; asla hekim tavsiyesi yerine geçmez, teşhis ve tedavi amaçlı kullanılamaz. |
|
|
|
|
|
|
Anksiyete (kaygı) “tehlike beklentisi ile bağlantılı duygusal huzursuzluk hali” olarak tanımlanabilir. Anksiyete her insan tarafından yaşanan nedeni bilinmeyen, içten gelen, belirsiz, korku, kaygı, sıkıntı, kötü bir şey olacakmış endişesi ile yaşanan bir bunaltı duygusudur. Yaşamı tehdit eden ya da tehdit şeklinde algılanan bir çeşit alarm duygusudur. İçten ya da dıştan gelen tehlikeler ya da tehlike beklentilerine karşı yaşanan bir tepkidir. Çok hafif gerginlik ve tedirginlikten panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Asıl amacı, yaşamın sürdürülmesi ve uyum davranışının gelişimini sağlamaktır. Ancak bir yere kadar sağlıklı olan bu duygunun yaşanması, bir noktadan sonra kişinin yaşamını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemeye başlar. Bunaltı duygusu, olaylara içerdikleri tehlikelerle orantısız, uygunsuz ve abartılmış yanıtlar verilmesine neden olur. Bunaltı, çeşitli bedensel ve ruhsal belirtilerle kendini gösterir. Kaygı bozuklukları arasında; panik bozukluk, fobiler, sosyal fobi, obsesif kompulsif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğu yer alır. Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), kişinin mantıksız olduğunu bilmesine karşın inatçı ve yineleyicibiçimde aklına gelen ve sıkıntı yarattığı halde engelleyemediği, düşünmekten kendini alıkoyamadığı düşünceler (obsesyonlar) ya da genellikle bu düşüncelerin yarattığı sıkıntılara yönelik ve kişinin tüm gayretlerine karşın engellenemeyen hareket ve davranışlarla (kompulsyonlar) seyreden bir hastalıktır. Obsesyonlar kaygıya neden olurken, kompulsyonlar kaygıyı azaltmaktadır.
Kaygının fiziksel belirtileri Kardiyovasküler sistem Taşikardi, çarpıntı hissi, göğüs ağrısı, baygınlık hissi
Kas - iskelet sistemi Ağrı, sızı, seğirme, sertlik, ürperme, yorgunluk
Nörolojik sistem Baş dönmesi, uyuşukluk, görme bulanıklığı, titreme, güçsüzlük
Gastrointestinal sistem Yutma güçlüğü, karın ağrısı, bulantı, gaz, diyare
Genito-üriner sistem Sık idrar, sıkışma hissi, cinsel bozukluk
Otonom sinir sistemi Ağız kuruması, terleme, baş ağrısı, ateş basması, ellerin buz gibi olması
Solunum sistemi Göğüste basınç hissi, nefes kesilmesi, nefes darlığı,
Obsesif-kompulsif bozukluk kişinin aile, akademik, mesleki ve sosyal işlevselliğini olumsuzyönde etkileyen süreğen bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından en fazla yeti yitimi oluşturan 10 hastalık içinde OKB de tanımlanmıştır. Obsesyon kişide anksiyete oluşturan inatçı, tekrarlayıcı ve rahatsız edici düşünce, imge veya dürtülerdir. Kompulsiyonlar ise bu rahatsız edici düşüncelerin oluşturduğu kaygıyı azaltmak ya da korkulan sonuçlardan korunmak veya kaçınmak için yapılan tekrarlayıcı davranış veya zihinsel eylemlerdir. Bu bozukluğu olan birçok kişi davranışlarının anlamasız olduğunun farkındadır, fakat davranışları ve düşünceleri durduramazlar. Yapılan çalışmalarda Amerika’da yaklaşık 3,3 milyon OKB hastası olduğu bildirilmiştir. Yaklaşık 50 kişiden birinde OKB bulunmaktadır. Ancak birçok kişi; belirtilerinin çok hafif olması, hastalıklarını gizlemeleri, kimseye belli etmek istememeleri veya yıllarca süren hastalıklarını artık benimsemeleri nedeniyle hekime başvurmaktan kaçınır. Saplantılar ve zorlantılar insanlık tarihi kadar eskidir. Hatta bir anlamda uygarlık ile artmıştır denebilir. Örneğin; Shakspeare’in Macbeth’i obsesif kompulsif bozukluğun klasik bir örneğidir. Lady Macbeth’in kralın öldürülmesinden duyulan suçluluk kompleksinin sembolik ifadesi olarak, vicdanını rahatlatmak için devamlı elini yıkamaktadır. Bu tip hastalar belirli durumlarda belirli ritüalistik hareketleri tekrarlamaktan ve belirli düşüncelere takılmaktan bir türlü kendilerini alamazlar. Bu hastalar genelde titiz, düzenli ve mükemmeliyetçi kişilerdir. Aşırı düzenli ve kuralcı bir yapı, emin olamama ve tereddütsık görülür, kararsızlık ve tereddüt hali yaygındır. Konuşma düzgün ve aşırı kibardır. Düşünce içeriğinde sık sık gelen, yineleyici inatçı düşünce saplantıları vardır. (obsesyonlar) Kişi bunları saçma bulsa da bir türlü engelleyemez. Diğer bir değişle, bu düşünceler benliğe yabancıdır. Kişi bunları kabul edemez mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışına ve inançlarına ters bulur. Bu düşüncelerden kurtulmaya çabalar fakat çabaladıkça düşünceler artar. Bundan başka düşüncede bir iki değerlilik mevcuttur.
Zorlayıcı düşünceler (obsesyonlar) en sık şu şekilde görülür: • Bulaşma • Kuşku, şüphe • Kompulsiyonların eşlik etmediği cinsel ya da agresif obsesyonlar • Simetri ya da kesinlik
Bulaşma obsesyonlarını temizlik ve kaçınma kompulsiyonları izler. Kuşku, şüphe obsesyonları kontrol etme kompulsiyonlarına yol açar. Simetri ve kesinlik obsesyonları kişinin yavaşlamasına neden olmaktadır. En sık bulaşma obsesyonları izlenirken, kontrol etme kompulsiyonları ise en sık izlenen kompulsiyondur. Tüm bunlar aslında kişinin bastırdığı bilinçaltıkaygıyı bastırmak için geliştirdiği savunmalardır. Saldırganlık, dini ve cinsel obsesyonlarının diğer obsesyonlardan farklı bir doğası bulunmaktadır. Bu obsesyonlar diğerlerine oranla kişinin sahip olmaktan daha fazla utanabileceği, kendi kişiliğine ve moral değerlerine tamamen aykırı olarak algıladığı, sahip olmaktan dolayı kendisini günahkar ve küçük düşmesine sebep olacak şekilde hissettiren düşüncelerdir. Klinik olarak daha fazla rahatsız edici ve daha fazla anksiyete oluşturan bir niteliğe sahiptirler. Kompülsüyon (zorlantı) ise çoğu kez saplantılı düşünceleri yok etmek, nötralize etmekiçin yapılan, irade dışı yineleyen hareketlerdir. Amaçları herhangi bir zevk veya mutluluk sağlamak değil, obsesyona eşlik eden sıkıntıyı azaltmak ya da korkulan bir durum veya olayı engellemektir. Kompulsiyonlar açıkça abartılıdır ve amaçladıkları şeyle aralarında mantıksal bağlantıları yoktur. Genellikle hem obsesyonlar hem de kompülsyonlar birarada görülür. Obsesif kompulsif bozukluk kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür ve genelde ilk önce çocukluk çağında, ergenlikte ya da erken yetişkinlik döneminde ortaya çıkar. OKB hastalarının üçte biri ilk belirtilerini çocukluk döneminde yaşamaya başlarlar.Olguların yarısından fazlasında belirtiler ani başlar. Stresli yaşam olayları da hastalığın başlamasını kolaylaştırmaktadır. Hastalığın gidişi değişkendir, belirtiler zaman zaman görülüp yok olabilir, zamanla hafifleyebilir ya da giderek kötüleşebilir. Araştırmalar OKB’nin ailesel yatkınlığı olabileceğini göstermektedir. Obsesyon ve kompülsiyonlar, belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boşa harcanmasına yol açar (günde en az bir saatlik zaman alırlar), ya da kişinin olağan günlük işlerini, mesleki görevlerini ya da olağan toplumsal etkinliklerini önemli ölçüde bozar.
Obsesyonel içerikle hastalığın gidişatı arasında bir ilişki olmamasına karşın obsesif kompulsif bozuklukta iyi ve kötü gidişat belirleyicileri vardır.
İyi gidişat belirleyicileri: • Sosyal ve iş yaşamının iyi olması • Zorlayıcı çevresel faktörlerin varlığı • Belirtilerin döngüselolması
Kötü gidişat belirleyicileri: • Kompulsiyonlara boyun eğme • Hastalığın çocukluk döneminde başlaması • Garip kompulsiyonların varlığı • Hastane yatışıgereksinim duyulan olgular • Eşlik eden majör depresyonun varlığı • Gerçek dışı boyutta inanışlar • Eşlik eden kişilik bozukluklarının varlığı • Ailede başka bir psikiyatrik bozukluğun varlığı
Obsesyonların oluş nedenleri Obsesif kompulsif bozukluğun oluş nedenlerini biyolojik vepsikososyal olarak ikiye ayırabiliriz. Son yıllara kadar bu bozukluğun daha çok psikolojik olduğu düşünülürken, sıklığı ve bazı ilaçların etkinliği biyolojik bir kökenin varlığını işaret etmeye başladı. Psikososyal açıdan bakıldığı zaman toplumsal kuralların ve toplum yapısının hastalıkta etkili olduğu düşünülmektedir. Titiz, kuralcı, törenci özellikle çocukluk çağında aşırı kuralcı ve disiplinci eğitim veren toplumlarda daha sık görüldüğü düşünülmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar OKB’nin biyolojik faktörler,yaşam deneyimleri,stress ve traumalar ve inanç ve tavırlar gibi psikolojik faktörlerden kaynaklandığını göstermiştir. Psikanalitik kurama göre obsesif kişiliğin asıl sorunu birbirine karşıt dürtülerin baskısına karşı bir denetim sağlamaçabasıdır. Yetişkinlikte birey çocukluk çağından kalma dürtülere karşı kendini özel savunma mekanizmaları ile koruma ihtiyacı hissetmektedir. Bu savunma düzeneklerinden en belirgini karşıt tepki’dir. Karşıt tepki mekanizmasında kişi kendi içindeki bilinç altı yasak dürtü ve eğilimlerine karşıt olan tepkilerle benliğini savunmaya çalışmaktadır. Bu kişilerde düşüncelerde iki değerliliğin (ambivalans) yanı sıra büyüsel düşünce üzerinde de ayrıca durmak gerekir. Bu kişiler düşündükleri bir şeyin büyüsel bir gücü olduğunu ve eylem haline dönüşebileceğini sanırlar. Bilişsel - davranışçı modele göre, sevdiklerinin zarar görmesi, hastalık bulaşması gibitemelde tüm bireylerin duyabileceği endişelerşartlanma yoluyla OKB hastalarında yoğun kaygı yaratmakta ve bu kaygıdan kaçınmak için kaçma veya kaçınma davranışları (kompülsyonlar) geliştirmektedir. Kompülsyonlar kişinin o an duyduğu sıkıntıyı azalttıkları için durumu pekiştirmkete ve böylelikle bir kısır döngü içine girmektedir. OKB tanısı konan hastalar, diğer anksiyete bozukluğu olan hastalar gibi, çeşitli bilişsel hatalar yaparak bazı düşünceleri tehlikeli olarak algılarlar. OKB tablosu ancak düşüncenin oluşturabileceği olası zarardan kişinin kendisini sorumlu tutmasıyla ortaya çıkar. Burada en temel bilişsel hata düşünmekle yapmayı birbirine karıştırmaktadır. Obsesyon ve kompülsyonları kognitif yaklaşım artmış sorumluluk ve nötralizasyon çabaları olarak açıklamaktadır. Artmış sorumluluk daha derinlerdeki inançlarla bağlantılıdır.
• Düşünmek ve yapmak aynıdır. • Bir şeyi düşünmek, düşünülen şeyin olmasını istemek anlamına gelir • Rahatsız edici düşünceyi etkisiz hale getirme (nötralizasyon) yönünde çaba göstermemek, oluşacak zararı istemek anlamına gelir. • Zararı önlemekten kaçınmak, zarara neden olmakla aynıdır. • Düşünceler kontrol edilmelidir
OKB, bir tür “düşünce fobisi” olarak da düşünülebilir. Tıpkı basit fobiler ve sosyal fobide olduğu gibi hastalığın sürmesine neden olan en önemli durum kaçınmadır. Obsesif kompulsif bozukluk ile benzerlik gösteren çok sayıda psikiyatrik hastalık olmakla birlikte, birçok psikiyatrik bozukluk da obsesif kompulsif semptomlarla eşzamanlı olarak ortaya çıkabilmektedir. OKB ile aynı spektrumda olan hastalıklara alkolizm, madde kötüye kullanımı, kompulsif kumar oynama, yeme bozuklukları örnek verilebilirken, obsesifkompulsif bozuklukla eşzamanlıbozukluklara, şizofreni, organik ruhsal bozukluklar ve major depresyon örnek verilebilir. OKB’li hastaların 2/3 ünde major depresyon tanı ölçütlerini dolduracak kadar depresif semptomlar görülebilmektedir
Obsesif kompülsif bozukluk ve yaşam kalitesi Obsesif kompulsif bozukluk bilişsel, duygusal ve davranışsal bileşenleri ile hastaların yaşamlarını birçok yönüyle etkilemektedir. OKB olan hastalarda en fazla ruh sağlığı, bağımsızlık düzeyi alanlarında bozulmalar tanımlanmıştır. OKB’de hastalığın olumsuz etkilerinin önemli derecede hissedildiği bir diğer alan sosyal ilişkilerdir. Özellikle yakın ilişkilerde uyum sorunları sık görülür. Kirlenme ve simetri obsesyonları hem kişinin, hem de aile üyelerinin gündelik yaşamının kısıtlanmasına neden olabilir.
Obsesif kompulsif bozukluğun tedavisi Obsesif kompulsif bozukluk uzun süreli ve zamanla iyileşme dönemleri gösterebilen bir hastalıktır. İlaçla ve psikoterapiyle tedavisi mümkündür. İlaç tedavisi ve kognitif-davranışçı psikoterapinin birlikte kullanıldığı durumlarda çok iyi sonuçlar alınmaktadır. Diğer psikoterapötik yaklaşımların tersine kognitif davranışçı terapinin OKB tedavisinde daha etkili görülmüştür. Uyumu bozan davranışları hedef alması ve doğrudan bu davranışları değiştirmeyi yönelik yöntemlerin kullanılması kognitif davranışçı terapilerin en temel özelliğini oluşturmaktadır. Kognitif davranışçı terapinin, obsesif kompulsif bozukluğu % 80-90 oranında düzelttiği bilinmektedir. Farmakolojik yaklaşımlarla beraber OKB semptomları daha yüksek oranda azalmaktadır. psikoterapinin temel amacı, hastanın davranış ve duygularının değiştirilebilmesi amacıyla, problemlerinin altında yatan varsayımları ona gösterebilmek ve bunları yenmesinde yardımcı olmaktır. Terapi, hastanın getirdiği problem ya da problemlere odaklanılarak başlamalıdır.
Kognitif Davranışçı terapinin iki ayağı bulunur; terapinin kognitif ayağında kişilerinkorkularını yenmelerine engel olan düşünce tarzlarını değiştirmelerine yardım edilir. Kaygılı davranışa yol açan inançları ve obsesyonların kişiye göre anlamını belirlemek ve bunları değiştirebilmek öncelidir. Kognitif yöntemler burada büyük önem taşır. En kötü senaryoyu belirleyerek, disfonksiyonel düşünce kayıtları ile olumsuz otomatik düşünceleri belirlemek ve kanıtı sorgulayarak, karşıt kanıtı gözden geçirerek, kar-zarar analizi ve pasta dilimi yöntemleri ile bilişsel ve davranışsal yeniden yapılandırma ile inançların değişimini sağlamak hedeftir. Otomatik düşüncelerin en derin düzeyi temel inançtır. Temel inançlar kendimizi diğer insanlar ve hayat hakkında kesin cümlelerdir. Uyumsuz varsayımları ve temel inançları değiştirmeyi öğrenmek gün içerisinde ortaya çıkan negatif, çarpık otomatik düşüncelerin sayısını azaltmaya yardımcı olabilir.
Davranışçı ayakta ise kaygı uyandıran durumlara karşı gösterilen tepkilerin değişimi sağlanır. Bu bölümde temel olarak kullanılan yöntem yüzleştirme tedavisidir.Hastalar gittikçe artan şekilde kaçındıkları durum ya da nesne ileuyarılırlar ve endişe azaltıcı davranışlarda bulunmaları engellenir. Bu yöntem hastanın, onda anksiyete ya da korku yaratan ve kaçınma davranışları göstermesine neden olan durumlarla, yaşadığı sıkıntı ve korku azalıp geçene kadar karşı karşıya getirilmesi esasına dayanır. Burada deneysel girişimlerle, hastanın günlük yaşamında bulunacağı bazı etkinlikler aracılığıyla hatalı bilişlerin farkına varması, bunları gerçekçi ortamda test etmesi ve kendisini korkutan durumlara alışması sağlanmaya çalışılır . Bu yöntemde kişi kaçındığı durumların üzerine kolaydan zora hazırlanan bir liste sırasına göre gitmeye başlar.
Terapist ve hasta kognitif yenide yapılandırma yöntemi ile çeşitli algıların ve inançların geçerliliğini sınarlar. Kognitif yenden yapılandırma tekniği OKB hastalarında oldukça sık rastlanan bilişsel hataları hedef alır. Bu aşamada en çok çalışılan inanç ve yapıları şöyle özetleyebiliriz;ya hep ya hiç tarzı düşünce yapısı, Ya şöyle olursa tarzı düşünce yapısı, mükemmeliyetçi ve çifte standat içeren bakış açısı, büyüsel düşünce biçimi, düşünmekle yapmanın karıştırılması, aşırı değer verilmiş düşünceler, felaketçi düşünce yapısı, pessimist yanlılık ve abartılı sorumluluktur. Terapi süreci içinde bu ve benzeri Tedavide bu bilişsel algıların ve inançların belirlenir ve hastaya bunları daha gerçekçi ve uyumlu olabilecek alternatif düşüncelerle değiştirilmesi öğretilir. Alternatif ya da dengeli düşünmek daha olumlu bir düşünce şekline geçmektir fakat tam olarak negatif bir düşüncenin pozitif bir karşılığı değildir. Alternatif ya da dengeli düşünmeyi daha pozitif bir şekilde düşünmekten ayırt etmek ve karşılaştırmak önemlidir. Pozitif düşünmek negatif bilgiyi göz ardı etmeye yol açabilir ve negatif düşünme kadar zarar verici olabilir. Alternatif ya da dengeli düşünme, hem pozitif hem de negatif bilgileri dikkate alır. Var olan tüm bilgileri anlamaya yönelik bir girişimdir. İlave bilgi ya da genişletilmiş bir bakış açısı ile, bir olay hakkındaki yorum ve bakış açısı değişebilir. Burada temel hedef daha gerçekçi ve daha az tehdit uyandıran düşünce yapısının gelişimini sağlamaktır. Diğer yandan, tedavinin temel ayağını oluşturan maruz bırakma ve tepki engelleme teknikleri, çoğu hastada genelde isteksizlik yaratacak yöntemlerdir, bu nedenletedavi başlamadan once mutlaka tedavinin mantığı, hedefleri ve adımları hasta ile paylaşılmalıdır. Burada en önemli ayaklardan biri de iyi bir terapi ilişkisidir. OKB’nin aile üzerindeki etkileri ve bağlantısı nedeniyle aile üyelerinden birinin, tercihen hasta ile en çok birlikte vakit geçiren kişinin tedaviye katılımını sağlamak yararlı olabilir.Tedavinin temel hedefi rahatsızlık yaratan düşüncelerin sorumluluk algısı yaratmasını durdurmaktır, böylece nötralizasyon çabaları da ortadan kalkacaktır. Hastalığın tekrarını önlemek de en az tedavi kadar önemlidir. Bu nedenle; hastaya stresle başa çıkma yöntemleri öğretmek ve tedavinin her aşamasında hastayı belirtiler ve durumla ilgili eğitmek ve ileride bunları kullanabilmesine olanak yaratmak büyük önem taşır.
|
|
|
|